Опубликовано 2 комментария

Орбита. Поселок

Орбита. Поселок.

Ходили вчера в книжный клуб на обсуждение великой книги Поселок Кира Булычева.
Ну, кто не знает, это вообще часть цикла по авторской вселенной. К сожалению, на болгарский переведена не вся серия.
Многие, конечно, впервые про него слышали, впервые его читали, но старое интеллектуальное поколение в курсе.
Ну, с грустью, конечно, я отметил, что у молодого поколения воображение маленько усохло. Как вам сказать, сейчас принято описывать сеттинг и лор подробно. А иначе молодому поколению непонятно, оно разучилось домысливать по данным, разучилось воображать миры, теряя еще одну частичку своей божественной сути. Из-за того, что тип литературного письма изменился. Ну, в целом, то, что тип меняется — это естественно и нормально. А вот когда он меняется в сторону не развития — это удручает.
Но с другой, философской и глубокой стороны, на обсуждении люди выглядели так, как будто их алмазной пылью Свободы посыпало. Такое, знаете, как будто приподнятое и чуть-чуть опьяненное состояние. Как будто главное, вот то, настоящее, человеческое в каждом, шевельнулось. Все так обсуждали… как бы так сказать, с какого-то личного свысока. Потому что со Свободой у каждого личные отношения. И конечно, реагировали на это свое же состояние все по-разному. Кто-то болезненно кривился, и недоверчиво слушал, кто-то просто мерно сиял, потому что ну все же понятно, кто-то радостно слушал.
Мне в этот раз не хотелось говорить (что странно, вы же знаете, какой я пиздливый и в книжных клубах мне хочется говорить, а не слушать), а хотелось смотреть на эти искорки человеков и слушать.
Я много раз говорил, что картинка счастья, если вы в нее посмотрите, она будет идейно-коммунистическая. Она у всех такая, другое дело, что вы просто не знаете, что такое коммунистическая идея. Но то, что у вас в головах нагажено, эт ладно, но если вы посмотрите в вашу картинку счастья, как должна быть устроена жизнь, какие соседи, какая семья, как устроена жизнь — это будет социалистически-коммунистический уклад. Вы просто не знаете, что вот это оно и есть.
Но от вашего незнания реальность не меняется же.
Анархистам — вы тоже Ленина почитайте, он говорил, что анархия это последняя степень коммунизма. И что большевики не враги анархистам. Другое дело, что анархисты часто вообще не знают, что такое анархия.
Самое смешное, что даже конченные коррупционеры, мафия, капиталисты — если они посмотрят в свою картинку счастья, там тоже будет коммунизм. Парадоксально. Но это так. Я проверял :))
И вот в тот день обсуждения было так приятно видеть светящиеся лица. Сияние лучшего и человеческого отозвавшегося на прекрасное далеко.
А книга, да что про нее скажешь, про светлое будущее.
Учение Маркса всесильно, потому что верно.

Опубликовано Оставить комментарий

#Dipsizlik

#Dipsizlik

Çevirmen Yağmur Dırık

“Akli dengesi yerinde olmayanlar” ve empati duygusu yüksek olanlar için bu kitabın hayal ürünü olduğunu ayrıca belirtmek isterim. Gerçek kişilerle, olaylarla, ifadelerle, isimlerle olan tüm benzerlikler tamamen tesadüf eseri ortaya çıkmıştır. Başkalarının hayatlarına ve seçimlerine karşı toleransı zayıf olan bir okuyucunun okurken yaşayabileceği travma ve rahatsızlıklardan dolayı yazar sorumlu değildir. Diğer insanların nasıl yaşaması gerektiği konusunda aktif bir vatandaşlık göreviniz varsa, bu kitabı okumaktan sakının. Kendinize iyi bakın.

Gökte duman, karada duman, insanlar yerine makineler.[1]

“Geldik!” Marian sevinçle duyurdu ve bir saniye sonra ekledi, “Burada kalın! Asen ve ben bir koşu gidip bir sonraki durağımızı öğrenip geleceğiz.”

Marian bana safkan bir av hayvanı gibi bakıyor, başını sallıyor ve koşarak uzaklaşıyor. Nefes nefese kalmış ve yorulmuş olan Asen, daha iyi bir amaç için kullanılması gereken bir azimle onun peşinden koşuyor.

Bojen ve ben metro platformunda bekliyoruz. Bojen bir saniyeliğine gözlerini kapatıyor, mola verdiğimiz için mutlu, yorulmuş.

“Boj, bilette ne yazıyor ki?” diye tembel bir tavırla soruyorum.

Bojen sesindeki sonsuz hüzünle cevap veriyor:

“Biletleri elime bile almadım, hiçbir fikrim yok.”

“Marian amaçsızca ileri geri koşmayı sever. Yani, bunun bir sebebi vardır elbette.”

Bojen felsefi bir tavırla cevap veriyor:

“Evet, pek düşünerek hareket etmez. Sürekli nereye acele ediyor ki?”

Bu sorunun cevabını bilmeme rağmen, ona cevap veremiyorum o yüzden sadece gülümsüyorum.

Marian ağının bir halkasını daha örmüş olarak geri dönüyor. Asen ise zar zor arkasından geliyor.

Ben de ona alışkanlıktan gülümsüyorum. Yüzyıllar içinde oluşan bir alışkanlık.

Birkaç dakika bekliyoruz, tek bir tren bile gelmiyor. Avrupa’daki metro trenleri Moskova’daki gibi değiller, her dakika değil on, on beş dakikalık aralıklarla geliyorlar. Ve aniden Marian endişeli ve kararlı bir şekilde konuşuyor:

“Şu tarafa gidelim! Diğer taraftan çıkarız!”

Bojen ile bakışıyoruz ve Marian’ı takip ediyoruz. Bagajımız rahatsız, çok fazla farklı çantamız, el çantalarımız, müzik aletlerimiz, torbalarımız, bunların hepsi sanki kasıtlı olarak mantıksız ve rahatsız bir şekilde yerleştirilmiş. Marian’ın bir de kocaman bir bavulu var. Kırılmış. Birinci tekerini Bulgaristan’da koparmış, ikincisini de burada kopardı koparacak. Bu bavulda üç tane kaldırılması imkansız amplifikatör var. Şimdi de Koşey’in[2] altının üzerine eğildiği gibi üzerine eğilerek sürüyerek götürmemiz gerekiyor. Amfilere çok ihtiyacımız var çünkü Münih’te amfilerle çalmak yasak. Yani, anladığınız üzere, onlar olmadan hiçbir yere gidemeyiz. Ah, şimdilik olayı anlayamadınız, daha yolun başındayız. Pekala, sorun değil, yakında anlayacaksınız.

Uzun süre merdivenlerden bir aşağı bir yukarı inip çıkıyoruz. Aradaki mesafeyi kapatmak için birinin geri dönüp Marian’ın bavulunu taşımasına yardım etmesi gerekiyor. Asen göze girmek istediği için, sadakatle onunlar birlikte koşup bavulu taşımasına yardım ediyor. Bir keresinde onun yerine gitmeyi merhametle teklif ettim, sonuçta arkadaşım, neden diğerleri kendini bu kadar harap etsin ki. Ama örümcek ağından kurtuluş yok ve insanlar onun için her şeyi yapmaya hazırlar. Olsun. Ben kimim ki insanların anlamsız şeyler yapmasını engelleyeyim?

Bir peronda iniyoruz. Gideceğimiz pansiyonun adresini sadece Marian biliyor. Öz kardeşi Bojen ve Marian’ın ağına düşmüş Asen, sebebsiz bir öfke patlamasıyla karşılaşmamak adına soru sormaya cesaret edemiyorlardı.  Benim için hava hoş. Hiçbir yere acelem yok ve hiçbir yere gitmiyorum, zaten istediğim yerdeyim. Yanında.

Marian sonunda kayda değer bir şey söylüyor:

“Bizim U7 ve U3 numaralı trenlerden birine binmemiz gerekiyor.”

Münih metrosu, elbette Moskova’dakinden daha küçük ve anlaması daha kolaydı, ancak Marian, Bojen’in tüm akıl yürütme çabalarını durdurmaya kararlıydı. Ben de fark ettirmeden onu yönlendirirken metroda çılgınlar gibi koşuşturmasına engel olmadan kendimizi bir hiçliğin ortasında bulmamamız için çabalıyordum.

Bojen ve ben merdivenleri işaret ederek:

“U7 orada.”

Merdivenden aşağı koşuyoruz. Orada birkaç saniye bekledikten sonra bir anda Marian:

“U3 yukarıda! Geri çıkıyoruz!”

Bojen histerik bir şekilde:

“Ne?! Hayır!”

Omuz silkiyorum. Benim için hala hava hoş. Bu yüzden de Marian, Avrupa’da dendiği gibi unstoppable[3]. Yukarıya koşuyoruz.

Marian öfkeyle ekrana bakıyor:

“U3 nerede?! Neden düzgün yazmak bu kadar zor?”

“Onlar düzgün yazıyor zaten, sen daha sık okumalısın. Bak orada ekranda,” diye kafamla işaret ediyorum. 

Marian’ın güzel yüzünde bir gülümseme beliriyor ve aşağıya koşmaya niyetleniyor. Ama ben artık yeter diyorum:

“U7 aşağıda, U3 burada.”

Marian yeter olduğunu anlamadığı için sevinçle:

“Biz U7’ye de binebiliriz!” neredeyse aşağıya kendini atmaya hazırdı.

Bojen yalvaran gözlerle bana bakıyordu. Asen artık hiçbir yere bakmıyordu. Genç çocuğun bakışları önündeki noktayı fark etmeden hipnotize ediyordu. Asen hepimizden iki kat daha genç.

“Olabilir,” diyerek dediğine katılıyorum, “ama biz U3 ile gideceğiz.”

Marian sanki metroya yeni girmiş ve hangi trene bineceğimizi yeni seçiyormuşuz gibi sakince kafasını sallıyor. Sanki metronun içinde kafadan sorunlular gibi koşturmamışız gibi.

Bojen rahatlayarak derin bir nefes veriyor, bana minnettar ve kaçamak bir bakış atıyor. Ona hafifçe gülümsüyorum ve sonra averçemin[4] koyu altın gözlerine bakıyorum.

Beni affedin millet, beni bulmak kolay değil. Bir adım ötede olsam bile. Çünkü önce kendinizi bulmalısınız. Bunu yüksek sesle söyleseydim, Marian homurdanırdı. Bizi affedecekleri bir şey yok. Onları tutan bir şey yok.

Bu hikayenin yüz tane başlangıcı varsa neyle başlamalıyım? Bazı şehirlerin canlı ve kendi akıllarına sahip olduklarından mı? O zaman Munih hakkında yazmaya başlamadan önce Krasnoyarsk, Soçi ve Burgaz ile tanışmamla başlamalıyım. Eğer hangi akla hizmet sokak müzisyenleri ile Münih’e gittiğimle başlarsak; müzisyen değilim, sokak müzisyeni hiç değilim, arkamda mutlu bir ailem var, o zaman bu hayattan daha önce başlayan, gerçekten de bu dünyada olmamın sebebi olan, tabii ki onun da (çünkü tek taraflı dostluk olmaz) dostluktan bahsetmem gerekir. Ve sanırım bütün bu arka plandaki hikayeler benim ve onun hareketlerini anlatabilseydi, bu hikaye daha parlak olabilirdi. Ama o zaman bambaşka bir hikaye olurdu. Her şeyi dikkatim dağılmadan ama anlaşılır bir dille anlatmaya çalışacağım. Benim için bu dünyada işler böyle yürüyor, en kutsalımı ve mahremimi bütün dünyayla paylaşıyorum. Milyonlarca gözle aramak daha kolay. Siz olmadan onu bulamazdım. Ve şimdi de herkesle yalnız başıma kalmam gerekiyor. Çünkü biz insanlar, kuantum parçacıkları gibi hareket ediyoruz ve sıkı bir kuantum dolanıklığı[5] oluştuğunda onu milyonlarca seyirci sayesinde çözebiliyoruz. O yüzden hikayem bir seyahat değil iki seyahat hakkında. Birisi Münih hakkında, diğeri de her şeyin her zamanki haline geri dönüşü, kuantum seyahati hakkında.

Bu arada Münih’teki metro çok hoş. Genel olarak metroda yön bulma becerilerimden memnunum. Topografik kretenizmim olmasına rağmen metro şemalarını iyi kavrıyorum ve bir yerin haritasını çizemezsem, o yeri hiçbir şekilde anlayamıyorum. Ama her şehrin metro hatlarında iyi bir oryantasyona sahip olduğum ortaya çıktı. Moskova’da, Sofya’da, Münih’te ziyaretçilere bu konuda rehberlik ediyorum… Etrafında averçen telaşlı telaşlı dolaşıyorsa, insanın aklına metro gelmiyor. Ama o zaman amaç farklı, hedefe varmak değil, daireler çizmek ve ağ örmek.

Asen Münih’e ilk kez gelmiyor, ama genç, zihinsel olarak Sovyetlerden gelen birinin yirmili yaşlarından çok daha genç, modern dünyanın bir ürününden beklendiği gibi çocuksu. Asen sorunlu bir ailede büyümüş, azimli, iyi ellerde, iyi bir sosyal düzende iyi bir insan olabilirdi. Ancak kapitalist sistem altındaki sorunlu aile onu tehlikeli, kurnaz bir şaromıgaya dönüştürdü. «Şaromıga» kelimesinin espirili bir etimolojisi vardır; birisi bu kelimenin Napolyon’un ordusu kaçarken aç Fransız askerlerinin Ruslara «cher ami», yani sevgili dostum diye hitap ederek yiyecek dilenmesiyle ortaya çıktığını isabetli ve zekice bir şekilde uydurmuştur. Bu şekilde onlara şaro-mıgalar denmeye başlanmış. İşin aslı elbette öyle değil, lehçedeki «şarom» kelimesinden geliyor, yani «karşılıksız», şaromıga başkalarının sırtından zengin olmaya çalışan küçük bir dolandırıcıdır[6]. Tabii ki bu, bunun için birine ‘cher ami’ (sevgili dost) olmaya çalışabileceği ihtimalini de ortadan kaldırmaz. Ama onda gençliğe özgü bir merak var, her şeyin farkına varmaya, hiçbir şeyi kaçırmamaya çalışıyor. Ruhu eğitimsizliğin zincirlerinden kurtulmaya çalışıyor. Benim oğlum da aynı yaşta. Kibirli, yetenekli, yakışıklı bir çocuk. Altın gibi delikanlı, Alisa Selezneva’nın[7] kendisini arayıp uzay limanındaki bir kafeye davet edeceğini hayal eden bir öncü, bir matematikçi, geleceğin yüksek hızlı ulaşım yazılımının mucidi. İnsan İmparatorluğu’nun mirasıyla büyümüş. Asen reklam ekranındaki gülümseyen kadına edepsiz bir hareket yapıyor, etrafta dolanıyor, mırıldanıyor ve salondaki bir kadını taklit ediyor. Kadın kibarca arkasını dönüyor.

“Oğlancı,” diye küçümseyerek ve alçak bir sesle bir siyahinin arkasından sesleniyor. O kişinin duyduğunu ve hatta anladığını görüyorum, Asen’e küçümseyici bir bakış atıyor ama sessizce yoluna devam ediyor.

“Asen, Münih’tesin ve burada faşist fikirlerin yüzünden öyle bir çok para cezasına çarptırılırsın ki hayatın boyunca ödeyemezsin. Bizim cahil köyümüzde bunu yapabilirsin, ki orada bile bu söylem maymunvari kalır,» diye küçümseyerek sırıttım.

Asen utanıp sakinleşiyor. Marian’ın puslu bir bakış ve hafif, tanıdık bir gülümsemeyle beni izlediğini görüyorum. Bakışlarımı yakalıyor ardından gözlerini kaçırıyor. Bojen hevesle metrodaki afişleri inceliyor. Bojen entelektüel ve soğukkanlı biri. Çok yakışıklı, çok olgun ve çok eğitimli bir insan. Dış görünüşü ve davranışları Rus aktör Vladimir Mişukov’a benziyor. Bu arada Asen, Amerikalı aktör Jake Gyllenhaal’a çok benziyor. Marian ise mutluluğa benziyor. Tabii ki bu konuda taraflıyım. Örümceğe benziyor, tabii örümceğin insana dönüştüğünü hayal ederseniz. Fantezilerinizin içinden bir örnek; ince ve zarif, çok çekici, koyu renk uzun saçlar, esmer dar bir yüz, göz kamaştırıcı keskin bir gülümseme, bir çiçek gibi sersemletici. Çok yakışıklı “karanlık” bir müzisyen. Nasıl hayal ettiyseniz, tıpkı o şekilde. Depp’in[8] kayıtsız güzelliğinin tüm renklerine bürünmüş hali gibi.

Bulgaristan’a taşınmadan önce çok sayıda yabancı tanıdığım vardı, ancak bunlar Sovyet entelektüellerinin arasında dağılmış olduklarından, Batı düşüncesinin bariz yüzeyselliği daha az dikkat çekiyordu. Üstelik, çoğunlukla en iyi temsilcilerle görüşüyordum; yazarlar, toplumsal aktivistler, akademisyenler. Bu nedenle, buraya taşınan insanlar burada kimsenin bir şey anlamadığı konusunda dert yanarken, sadece dili daha iyi bilmek gerektiğini kibirli bir tavırla içimden geçiriyordum; birçok dil biliyorum ve onları başkalarına öğretebilecek kadar iyi biliyorum. Açıkçası, senin orada onların anlamayacağı ne kadar üstün bir düşüncen olabilir ki? Sen de iki kelimeyi bir araya getiremiyorsun. Sonra gelip örümceğimin ağına dolanmış bir sinek sürüsüyle tanıştım. Saçlarımı karıştırma alışkanlığı edindim, çünkü iletişim kurmaktan saçlarım diken diken oluyordu, belki de bu yüzden kelleşmeye başlamıştım. Soyut düşünme ve akıl yürütme konusunda inanılmaz bir yetersizlik. 17 yaşında sahip olduğum sosyal çevrede bile göstermeye utanılacak bir mizah seviyesi. Asıl konuları; orada burada sürekli bir şeyler yememiz, yememiz ve yememiz. Ve ot. Mutluluğun sembolü olarak. Ruhların yakınlığından keyif almayı bilmeyenler için var olan tek mutluluk. Ve bu da gerçekten yaratıcı yeraltı kültürü, sokak müzisyenleri. Bu, Velvet Goldmine[9] gibi değil, çok daha canlı. Ve Rus rock’ı da değil. Bu arada, her ülkede böyle duygu dolu bir rock akımı olduğunu sanıyordum, yani Bulgarların Bulgar rock’ı, Çeklerin Çek rock’ı gibi. Avrupa’da böyle bir şey göremeyince, bu akımın imparatorluğun parçalarından doğduğunu ve sosyalist kamp ülkelerinde[10] olması gerektiğini düşünüyordum, ancak bunun benzersiz bir akım olduğunu, bu akımın sadece Rusya’da olduğunu fark ettim. Yani Rus rock’ı benzersiz bir müzik türü.

İşte bu şekilde, bu yeraltı dünyasıyla tanıştım ve gerçekten de burası dibe vurmuş. Elbette dünyada her alanda bir çöküş var, ancak yeraltı kültürü, yaratıcılığın ve varoluşsal umudun kıvılcımını ateşlemesi gerekirken, belki de henüz her şey gübreye dönüşmedi. Bu topraklarda yeni güller büyüyebilir ancak şu anda her şey sadece çürüyor.

Bojen’le konuşurken, onun narin ve derin zekasının sadece benim hayal ürünüm olduğundan korkarak hep içime kapanırdım. Ve şimdi öyle bir şey söyleyecek ki, Bojen’in de bir maymundan çok da uzak olmadığı anlaşılacaktı. Geleceğe bakınca, hayır, Bojen’in içi de dışı kadar güzel çıktı. Ne yazık ki iyi bir arkadaşlık ilişkisi kuramadık. Elbette arkadaşlık kuramazdık. Ama en azından Münih’te konuşabileceğim biri vardı.

Mozartstrasse’deki “Smart Stay” pansiyonundayız. Bir odada tek biz varız. Münih için ne diyebilirim ki, Sofya, Prag ve diğer tüm cüce Avrupa şehirlerine benziyor. İnsanların Sovyet panel binalarına olan tepkilerini hiçbir zaman anlamadım. Buradakiler de aynı beton binalar. Bana mesela, Avrupa şehirlerindeki kuleler ve diğer göz yorucu Orta Çağ yapıları, aynı şekilde işe yaramaz geliyorlar. Sovyet tipi standart binaların bilimsel olarak tasarlandığını fark etmiyorsunuz bile; ev, yeşil alan, kaldırım, patika, yine bir yeşil alan, yol. Nedenini anlıyor musunuz? Ya da şimdi bile durumu yeniden değerlendirmek zor mu geliyor? Avrupa’da her şey bir yığın halinde; atlar, insanlar. Kaldırımda iki kişi yürüyemezsiniz, evlerin etrafında yeşil alan yoktur. Yolun nerede başlayıp kaldırımın nerede bittiği pek belli olmuyor, çünkü buradan da arabalar geçiyor. Kafe masaları zaten dar olan kaldırımları işgal ediyor. Ve siz burada sokakta bir Avrupalı olarak bir kafede oturuyorsunuz ve hemen arkanızdan arabalar geçiyor. Siz büyük bir bardakta moka içerken tüm egzoz dumanı burnunuza geliyor. Ve karşınızdaki kişiyi duyamıyorsunuz. Duymamalısınız da bu dünya konuşmayı bilmeyen yalnız insanlar için yaratılmış bir yer. Bu yüzden yolun kenarında oturmakta bir sakınca yok. Ve elbette, arabalar ve yayalar için ne yürümenin ne araba kullanmanın, ne de bisiklete binmenin uygun olmadığı kaldırımlı sokaklar. Asfalt Nibiru’dan gelen sürüngenlerin bir ürünüdür, başka türlü olması mümkün değil, tüm Avrupa’ya yetecek kadar yok çünkü.

Avrupa’nın bir kısmını otobüsle gezdikten sonra Münih’e vardık, bu yüzden size nasıl olduğunu anlatacağım. Genel olarak, şehirlerde her zaman diğer insanların fark etmediği şeyleri fark ederim. Ben böyle bir turistim, başkalarının ilgilendiği şeylerle ilgilenmiyorum, insanların nasıl yaşadığına, şehrin alanının yaşamak için ne kadar uygun olduğuna bakıyorum.

Bulgaristan’ın bir deniz kenti olan Burgaz’dan önce Sofya’ya geçtik. Tabii ki tüm konforu göz ardı ederek. Tren yerine otobüse bindik. Tren daha rahat ama daha uzun sürüyor. Böylece, daha fazla saat rahat olacağından daha az saat rahatsız olman daha iyi. Seçim belli. Marian’la gidiyoruz ya. Averçemin esrarengiz bir yeteneği var, bu dünyada ortaya çıktı, belki de daha önce görmezden gelmişimdir, bilmiyorum; tüm olası seçenekler arasından en uygunsuz ve optimal olmayan seçeneği seçmek. Sofya’ya otobüsle 5 saatte gitmekten daha iyi olan tek şey, Karel Gott’un[11] ülkesine aynı otobüsle, 4 bin küsur paraya, ama 20 saatte gitmek! 20, Karel mein Gott[12]! Her 4 saatte bir tuvalet ve kafe vadediyorlar.

Sofya’da Marian’ın ilk kızdığı şey, tuvaletlerlere girişin Burgaz’da olduğu gibi 50[13] değil 60 stotinki yani Bulgar kuruşu olmasıydı.

“Halka açık tuvaletler ücretsiz olmalı!” diye öfkeyle homurdanıyor Marian.

“M, bir komünist mitingi,» dedim sırıtarak, «dikkatli ol, Batı Avrupa’ya gidiyoruz, seni bir devrimci gibi içeri atarlar.”

Utanıyor. Kırk beş yaşına geldiğinde, siyasette taraflı bir duruşa sahip olmamak için elinden geleni yapmıştı, kendini bir anarşist olarak konumlandırmaya çalışıyordu, ama biliyorsunuz, bu hepinizinki gibi bir anarşizm; haklarım olan her şeyi bana verin ve sorumluluklarım olan her şeyi elimden alın. Ona anarşist olmanın kendi kendini disipline etmenin gerekliliğinin farkına varmak olduğunu söylediğimde çok memnun olmadı, yani anarşiye kadar ulaşmak adına, aynı zamanda sosyalist olmak, toplumun gerekliliğini anlamak, komünist olmak, kendinizi insanlığın tüm bilgisiyle zenginleştirdikten sonra anarşiye ulaşmak, içsel ahlaki kurallar tarafından yönlendirilmek ve eylemlerinizde kendiniz gibi toplumu da dikkate almak zorundasınız. Herkese en büyük faydayı sağlayacak olanı yapmak, gerekli olduğu ya da doğru olduğu için değil, başka türlü yapamayacağınızı bildiğin için. İşte anarşist budur. Elbette, bir İzya[14] ona anarşinin kimsenin sana hiçbir şeyi yasaklamadığı bir durum olduğunu söylemiş. Bir de sosyalist sistemi sevmemeyi ama onun kapsamındaki her şeyi sevmeyi öğrenmiş. Bu arada ailesi de sosyalist. Benim yanımda, elbette, bu konuda konuşmaktan çekiniyor; argümanlarla bastırıyorum ve cehaletle alay ediyorum. Sosyalist bir toplum inşa etmeye çalışan ülkelerin yasalarında sizi dehşete düşüren tüm yasakların anti-komünist olduğunu da bilmelisiniz. Bu yasaklar; Demir Perde[15], homofobi, kürtaj yasağı, kot pantolon ve rock yasağı, anti-komünisttir ve 1917-1926 yılları arasındaki gerçek sosyalist inşa dönemlerini okursanız, sosyalist fikrin ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduğuna şaşırırsınız. Yani, sosyalist olmanızı engelleyen tek şey cehaletinizdir.

“Hayır, ben sadece…” diye sakinleşerek mırıldanıyor Marian.

Otobüsten önce bir şeyler atıştırmaya karar veriyoruz, Bojen ve Asen markete gidiyorlar ve geri döndüklerinde Marian doğru düzgün ekmek bile alamadıklarından yakınıyor. Bojen burnunu kırıştırıyor, Marian’ın hırçınlıklarından hoşlanmıyor ama onu nasıl sakinleştireceğini de bilmiyor. Asen ve Bojen’e buna katlanmak zorunda olmadıklarını göstermek için averçemin bir süre öfkelenmesine izin veriyorum. Ama onlar katlanıyorlar. Güzellik için bundan daha fazlasına da katlanılabilir. Ve averçe inanılmaz güzel.

“Neden çocuk gibisiniz? Bir sürü çöp almışsınız! Ekmek, bir lev[16] karşılığında bir ekmek! Bulgarca anlıyor musunuz?”

Asen karşılık vermeye çalışıyor ama daha da büyük bir öfke nöbeti ile karşılaşıyor.

Bir süre Marian’a hayranlıkla bakıyorum.

“Ben giderim. Sana ekmek dışında ne alayım?” diyerek gösteriyi bitirmeye karar veriyorum.

“Seninle geleceğim!” sakinleşiyor ve küçümseyerek onlara, “işte Svyatoslav ile gideceğim,” diyor.

Neden beni tam adımla çağırdıklarını anlamıyorum, ama Bulgaristan’da herkes beni bu isimle çağırıyor, kendimi «Slava, Svyatoslav» olarak tanıtsam bile.

Averçe de bana tam adımla seslenir, her ne kadar saklamadığım gerçek ruh adımı bilse de. Bana bir kez böyle seslendi (yüzüme değil), kafası karıştı, yutkundu, muhtemelen üzerine bir duygu karmaşası çöktü ve bana bir daha öyle seslenmedi. Bu arada, evde ona gerçek adıyla hitap ediyorum, yüzüne karşı averçe diyorum, ortak tanıdıklarımızın yanında ise yerel yabancı adıyla.

Şöyle bir psikolojik olgu vardır; birisi bizim için çok değerliyse ve aniden hayatımızdan çıkarsa, onu yanımızda tutmak için onun özelliklerini benimseriz. Birdenbire bizim için alışılmamış bir şekilde davranmaya başlarız, çünkü içten içe özlediğimiz kişinin davranışlarına hayranlık duyarız. Bu durumda, Marian için bu kişi benim. Aramızda histerik olan benim ve onun insanlara karşı patlamaları aslında benim bir yansımam. Onun istediği zaman açıp kapatabildiği bir güven hissi. O ise böyle hissetmiyor, duygularını zirvelerde yaşamıyor. Orada sessizce siyah, parlak bir bilinç yumağı olarak oturuyor ve hayranlıkla bakıyor. Çünkü aniden yükselmeye başlarsam o da her zamanki gibi kendini kaybediyor. Eğer sinirim ona yönelikse. Beni sinirlendirecek başka bir şey yok. Başka hiçbir şey umurumda değil. Geri dönüyoruz. İkimiz birlikte vakit geçirdikten sonra huzurlu Marian gülümser, parlar ve herkesin moralini yükseltir. Ben hariç.

Olamaz, bu cehenneme giden yol[17]

Uluslararası otobüse bindik. Yeni, temiz ve pis kokulu suni deri gibi kokuyor. Muhtemelen yüz ifademde bir gariplik var, çünkü Bojen beni ikna etmeye çalışıyor:

“Svyatoslav, otobüs kötü değil, değil mi?”

Devamını oku — 8 €

Опубликовано Оставить комментарий

достиженьице

достиженьице

Вот такая я важная пися. Сертификат Музея современного искусства, Нью-Йорк. Практики искусства для хорошего самочувствия. Ну, в мое время это арттерапия называлась, но ща же все модные. Курс здоровый, ну, со времен совков, конечно, ничего нового, но структурировано хорошо, глубоко. 
Еще один сейчас прохожу — Мультимодальная грамотность — штота на умном, курс приятный, потому что ну очень интеллектуальный и академический, наконец, без ботвы, реально, как оценивать грамотность, в том числе в литературе, но как они задолбали своими заданиями идиотскими после каждой лекции. Вообще я Курсеру не люблю. Жадные и лицемерные ублюдки. И их система сволочная — вот эта фигня, когда часть работ оценивается самими студентами — это просто идиотская дичь. Ну студенты же некомпетентны. Ну кого я оценю? Или кто там меня? Ну делайте тесты, есть же техническая возможность проверки знаний. Засранцы, в общем.
Но преподы универов же не виноваты в их политике… хотя… ну как, они же, получается, пекут хлеб Ковальчуку и моют полы Шувалову. Так-то плюнуть и бойкотировать. Устраивать нормальные курсы на своих институтских площадках. 
Ладно, правления универов тоже говнюки. 
Но сами курсы, конечно, хорошие. Сертификаты у них все больше котируются. Для всяких заявок и грантов хорошо.

Еще взял из важного Йельский — натура гения. Собсно, смогу теперь сертифицировано говорить, кто насрано, а кто гений))) 

Прослушал еще йельский по библиотерапии, но они сертификат не дают. Ну в смысле как, можно туда поееехать, в какой-то их летний лааагерь, и там сдать работу. Ну да, 21 век. Чумички дикие. 

Опубликовано Оставить комментарий

542

The creative challenge of the day for the game
#I_am_here_eternity

Творческое задание дня игры #Я_здесь_вечность. Присоединиться к игре (как и выйти из нее) можно в любой момент. Выполняйте те задания, которые вам интересны. А которые не хотите — не выполняйте. Приз игры (при прилежном и систематическом выполнении (и повторении) заданий) — качественно лучшая жизнь.

542. Чего, в чем заключалась ваша настоящая свобода, вы не сделали?

#Я_здесь_вечность

Опубликовано Оставить комментарий

Я читаю

Я читаю

Помните, я рассказывал вам о пульсе жизни, и о том, как сильно я его люблю? Именно поэтому мне важны Дыбр и Вордпресс, ну и дримвид, а всякий сраный фб, твитер, инста и тредсы — это мертвое лживое говно с иллюзией жизни. Как фи-вселенная имитирует жизнь, так и эти самые популярные соцсети имитируют пульс. Ну дак вот.
Книги, по сути, даже самые светлые и прогрессивные, все-таки свет мертвых звезд, ну потому что хорошая книга это всенда ретроспектива темы, никак иначе. Да, сама тема может быть вечной, и поэтому книга будет всегда актуальной, и даже будущей, если брать мастодонтов пера. Но отразить пульс жизни ей почти невозможно. Сама структура книги не позволяет. Но! Но! Я сейчас читаю книгу, которая отображает этот пульс! И это не первая такая книга!)) Это так удивительно!
Обязательно попробую сам такую написать. Эээ когда-нибудь. Я читаю Крик, Николы Бегле, а вторая, вернее, первая, я ее переводил — Потерянные навсегда, Нуно Мураиша, вот ссылка bookstore.tektime.it/bookstore/…, книга есть и на литресе и на везде, но если вы решите ее купить по этой ссылке, это приблизит меня к миллионам))))

 

Кружки это нам подарили на одной литвстрече, где я с рассказом Дороже всего подавался, угу, перевел на бг его. Дороже всего можете прочитать бесплатно на сайте, но не стесняйтесь донатить миллионы (вы знаете, если у меня будут миллионы, я не буду иксигрекесосить успешных женщин, так что, могли бы и собраться). «Дороже всего» в тоталитарных странах запрещенка.
albireo-mkg.com/free вот тут. Рассказ был написан для игры Мой первый раз. Тогда еще было можно.

Опубликовано Оставить комментарий

Настоящая сила

настоящая Сила

#Hi_from_reality

art by Ol Albireo

Не стесняйтесь писать свои истории

и давать артам свои названия. Так же, можете не только писать истории, но и рисовать свои арты, сочинять музыку, делать игрушки, пилить лобзиком и царапать гвоздиком, переводить на другие языки, для практики (и никогда не упрощайте текст при переводе!). И нам покажите, что получилось)

 

Сила

— Я создам новый мир, и дам силу всем угнетенным! И тогда никто не сможет обижать слабых! — всхлипывала богиня, создавая кристалл мира.

Куратор сдержанно вздохнул.

— Сила как-то будет переходить? В смысле, она будет появляться в момент угнетения, и после использования и защиты пропадать?

— Нет, конечно! Она останется у них навсегда.

— Тогда они не будут слабыми и станут сильными и сами смогут угнетать бывших сильных. У бывших сильных, которые будут угнетены тоже появится сила?

Богиня посмотрела на Куратора и задумалась.

— Бывшие сильные же будут наказаны, поэтому зачем им-то сила?

А слабый, получивший силу, будет ее использовать только в добрых целях!

— А как ты их заставишь? Сила будет работать только в добрых целях? Что будет определять, что цель добрая?

Богиня снова задумалась. Обида не проходила, но  Куратор, как обычно, был неприятно прав.

— Знаешь что, раздай всем в твоем мире настоящую силу. Всем и навсегда.

— Настоящую?

— Да, пусть они все умеют убивать враждебность друг в друге, — улыбнулся Куратор. 

 

 

The creative challenge of the day for the game
#I_am_here_eternity

нам во всем везет

Опубликовано Оставить комментарий

541

The creative challenge of the day for the game
#I_am_here_eternity

Творческое задание дня игры #Я_здесь_вечность. Присоединиться к игре (как и выйти из нее) можно в любой момент. Выполняйте те задания, которые вам интересны. А которые не хотите — не выполняйте. Приз игры (при прилежном и систематическом выполнении (и повторении) заданий) — качественно лучшая жизнь.

541. Заведите специальную тетрадь или цифровой файл, который станет вашим спутником в «Путешествии за словами». Украсьте обложку, придайте тетради характер, сделайте из неё личный словесный артефакт. Каждый день выбирайте новое слово, услышанное в книге, разговоре, песне или случайной ситуации (или найдите его в Интернете). Записывайте его в тетрадь вместе с определением, контекстом или ассоциациями. Обсуждайте значение слова — с собой, с другими, с воображаемым собеседником. Пробуйте составлять фразы или небольшие тексты с каждым новым словом. Иллюстрируйте их — буквально или образно.

#Я_здесь_вечность

 

Опубликовано Оставить комментарий

Вот вы где!

Вот вы где!

#Hi_from_reality

art by Ol Albireo

Не стесняйтесь писать свои истории

и давать артам свои названия. Так же, можете не только писать истории, но и рисовать свои арты, сочинять музыку, делать игрушки, пилить лобзиком и царапать гвоздиком, переводить на другие языки, для практики (и никогда не упрощайте текст при переводе!). И нам покажите, что получилось)

 

Вот вы где!

Опубликовано Оставить комментарий

540

The creative challenge of the day for the game
#I_am_here_eternity

Творческое задание дня игры #Я_здесь_вечность. Присоединиться к игре (как и выйти из нее) можно в любой момент. Выполняйте те задания, которые вам интересны. А которые не хотите — не выполняйте. Приз игры (при прилежном и систематическом выполнении (и повторении) заданий) — качественно лучшая жизнь.
540. Знаете что, я хотел сегодня задание дать на развитие там полушарий мозга, познакомить вас с одним проектом. Но это подождет. Дам задание на развитие будущего. Напишите где-нибудь правду. Аргументированную. Или комментарием под каким-нибудь лживым постом или у себя, без упоминания личности врущего. Просто оставьте кусочек правды в мире.
#Я_здесь_вечность

Опубликовано Оставить комментарий

книшки-хуишки

книжки-хуишки

Еще был у нас момент на книжном клубе про феминизм. Докладчица говорит, есть исследования, которые доказывают, что большой процент  мужчин не читает женщин-писательниц.

Тут у нас с Колей, ну, мож, и у остальных мужиков в клубе, но с Колей-то мы поделились, мол, ну мож женщинам-писательницам перестать писать херню и будут тогда читать.

Ну и там такой вотт акцент, что, мол, если имя нейтральное, мол, когда мужчина не знает, что это писала женщина, то он читает. Типа, тогда он книгу воспринимает.

И вот тут сразу подмена понятий. Потому что, ну да, сам предрассудок есть, потому что этот условный бедося-мужчина уже нарвался. Это же не просто так. Он взял одну книжку успешной женщины, вторую, третью. А там все про одно — нытье и на ручки. И он думает, даблин. А можно книжку ну про что-нибудь, но вот не вот это недостоверное шмалье.

И думает, ну, мужик-то там, он думает, примерно про то, про что и я. Поэтому возьму его.

И вот он берет книгу, думает, что писал ее мужчина, читает, там нытье и на ручки. Он думает — блин, какая хрень. Но оно как в статистике-то? Он,  считается, что читает, потому что он прочитал. Но отношение-то у него такое же! Ну потому что не важно.

Нам еще другая докладчица рассказывала про это махровое эссе Вирджинии Вульф. И там эта фефочка рассказывала, что, мол, нам, женщинам, надо же создавать свою писательскую традицию. А то, вот, у мужчин она была, многовековое доминирование, а вот у женщин нет. Вот только надо нам, девочки, собраться и создать свою традицию. Ну, типа, давайте я вам понорагалю на человеческий: девочки, давайте создадим гетто,  а потом будем ныть, что мы в гетто. Отличный план, надежный, ять, как старые швейцарские часы.

Ну вот, женщины создали свою писательскую традицию, которая абсолютно неинтересна мужчинам. Браво. Молодцы.

Один парень клуба не выдержал и говорит, ага, вот про многовековое доминирование, это вот книги начали печатать в 16 веке, пару веков это была привилегия монахов, — и монахинь! — что-то писать, потом в 17-18 веках это пытались вырвать из рук мракобесов и в 18ом тут же начали писать и женщины. Вот такое вот многовековое доминирование мужчин. Удоминировали.

Ну так вот, а я же себя позиционирую человеком, который гендерно делит писателей, только когда сами писатели себя делят. Ну, когда женщина пишет женскую литературу, типа, в этой самой женской традиции, то как бы ты так и относишься, но это ты принимаешь выбор автора. И я спрашиваю докладчицу: а приведи пример, какая книга понравилась бы мужчинам, если бы не знали, что автор женщина? Ну, какой-нибудь.

Докладчица: ну, Сила, Наоми Олдерман.

Я: а чем она может понравиться мужчине?

Докладчица: она динамичная и там нет сентиментов.

Ну, это вот стереотипное женщин о мужиках.На самом деле, только неумные мальчики такое читают. Мужики-то любят какие-нибудь рассуждения о фактах. Ну, вот эта шутка про римскую империю.

Я: ну ладно… кто там главный герой? Мужчина? Женщина?

Докладчица: я бы не сказала, что там есть главный герой, там как-то все главные.

Понимаете, да? Я, как любой мужик, пытаюсь выяснить у женщины, хоть какую-то, ять, конкретику про книгу. А там все какое-то…

Я: ну… книга-то про что?

Докладчица: ну там скорее такое, а что бы было, если бы женщины умели бить током.

И вот Соня сказала, что вот тут был испанский стыд. Потому что в какой, блин, вселенной, это может быть интересно мужикам?! Ну мужики так нервно хохотнули.

А муж докладчицы развел руками, с энтузиазмом кивая: да, сплошные предрассудки! Подтверждаю! Она мне давно рекомендовала. Но я штота не созрел.

И немудрено.

А ведь была же у нас прекрасная традиция. Ну, сто лет назад тут у нас была попытка построить человеческое общество, в отдельно взятой стране. Ну, получалось с переменным успехом, но если говорить о писателях, то в СССР не делили писателей по гендерам, даже в жанрах. Да, в начале века, женщины-писатели писали на женские темы, специально, чтобы увлечь женщин чтением, но потом,  скажем так, в милый сердцу застой, женщины писали на любые темы, включая историческую и военную прозу (жанр считался условно мужским, но это потому, что им было интереснее про это писать)

И да, я вам уже рассказывал этот момент, что я обрел коллекцию 500+ советский детектив и травмированный ээээ… так и  будем теперь ее называть — женской писательской традицией — открыл книжку, а там следователь женщина. И я: ой не, ща начнется вот это убогая и жалкая вумен пауэр. А через секунду: постойте, это ж советская книга, тут же просто люди.

И да, книга оказалась замечательная. По-моему, это был Безуглов, Хищники.

У меня любимых писательниц соцблока, так это назовем, очень много. Поэтому я могу успешным ноющим женщинам дать их же совет — просто писать надо лучше.

У меня много и любимых писательниц современных — Наташа Ильина,  Женя Высоковская, Теа Монева…

Поэтому, ну девчонки, ну правда, если вы хотите, чтобы вас читали мужики, ну не пишите фигню. Ну или не нойте, пишите для девочек.

Ну и так вот, как мужчина, который себя позиционирует читающим женщин-писательниц, которые себя позиционируют писательницами, а не женщинами-писательницами, то есть пишут в писательской традиции, а не в женской писательской традиции, я эту прастихоспади Силу начал. И я, конечно, ее прочитаю. Беда в том, что я прочитал все введения и прологи и первую сценку и мне уже неинтересно. Если бы это писал автор биологический мужчина, я бы просто подумал, что это скучный мужчина. Ну, много плохих авторов, что ж теперь. Просто типа если скучная книга женщины-автора ты делаешь скидку ей, потому что, а, ну, может,  это скучно, потому что это не для мужчин. Потому что если это эээ для широкого круга читателей, ну очередная так себе книжка. Независимо от пола писателя.

Я  все-таки да, против каких-то квот в профессиях. Плохой актер — это плохой  актер, плохой певец, танцор, писатель — это плохой профессионал, не важно, какого он пола. То, что эстетика у человека может быть своя, и при прочих равных он может любить проявления определенного пола, это да.

Ну, например, как класс эстетики проявления, я больше люблю мужчин. Мне интереснее смотреть,  как они танцуют, я больше люблю слушать мужские голоса, мне интереснее истории про мужчин. Но Мария Павлова или Вера Баранова или Джорджия Фуманти, или Аида Гарифуллина поют выше всех похвал и планок. И я бы не смог сказать, что они мне нравятся меньше, чем на том же уровне любимые Антон Макарский, Фернандо Лима или Том Росс или вот я уже вам рассказывал про невероятный талант Николая Колева, который умеет петь некрасивые песни красиво.

Поэтому все-таки дело не в половой принадлежности, когда носитель культуры сам ее не делает краеугольным камнем своего творчества.

Ну, вот так сейчас.